Yavaşla

Yavaşla

Bu özet 18.10.2016 tarihinde İstanbul Ticaret Üniversitesi Genel Sekreter Yardımcısı Adnan ECEVİŞ tarafından çıkarılmıştır.

Hayatın alabildiğine anlamsız hızı karşısında sessizlikler bile insanın kafasını allak bullak ediyor. Aslında birçok insanın yaşadığı hayatın bu hızlı akışı ve yoğun mesaj bombardımanı karşısında tamamen bu. allak bullak oluş. Her şeye yetişmeye çalışıyoruz, kendi hayatlarımızdan içinden sıyrılıp başka hayatlara akmaya çalışıyoruz. Toplu taşıma araçlarından hızlı binip, hızla ite kaka binmeye çalışıyoruz. Avuçlarımızın içindeki kitle iletişim araçlarını çıldırırcasına hızla kullanmaya çalışıyor, aklımızın bir kısmı ile eşimizle, diğer kısmı ile iş arkadaşımızla duygusal, ruhsal ve zihinsel bir bağ kurmaya çalışırken etrafı gözlemlemeye fırsat bulamadan bindiğimiz toplu taşıma aracından iniveriyoruz. Tabi elimizdeki kitle iletişim aracının 3. 4. hatta 5. taraflarını da idare etmeye çalışarak.
Kıymet bilmiyoruz. Kaşımızdaki insanın da bir inancı olduğuna, onun da zorlu patikalardan geçerek bugünlere geldiğini, bir anne eş baba ya da abi abla olduğunu unutuyoruz. Onun da hayata katabileceği faydaları yok sayıp, fedakarlıklarını hiçe sayıyoruz. Ötekileştirmenin zevkini yaşıyoruz adeta. Biz toplumundan Ben toplumuna geçişin ta kendisi aslında yaşadığımız. Farklılıkları yok edip tekdüzeliği taçlandırdığımız ve o ölçüde yalnızlaştığımız da doğru olanı aslında.
Hayatın hızlı ve karmaşık ve egoist süregelirliği karşısında bir an olsun insanı durup düşünmeye, karşısındakine anlam ve kıymet vermeye davet ediyor Kemal Sayar’ın YAVAŞLA isimli kitabı. Bilhassa kitabı en yoğun olduğunuz anlarda okumanız sizde gerçekten yaşanılır bir farkındalık yaşamınıza fırsat veriyor. Yavaşlamak için yavaş şehir konseptini ortaya koyuyor yazar.
Yavaşlayın diyor. içinden geçtiğiniz anı anlamlandırmak ve yaşayabilmek farkındalığımızın artacağından, etrafımızda neler olup bittiğinden haberdar olacağımızdan bahsediyor.
Yavaş şehirler konseptinden söz ediyor kitap. İçinden araçların geçmediği sadece yayalara ait bir şehir planlamasından söz ediyor. O vakit her şeyin daha yavaş yaşanacağından ve farkındalıkların artarak, hayatın daha anlamlı olacağından söz ediyor. Bir güzel örnekle, uzak yolculuklardaki kullanılan araçların gelişiminin insanoğlunun aslında tecrübe imkanını da kısıtladığından söz ediyor. At arabası ya da hayvanlı araçlarla yolculukların insanda oluşturduğu zenginliklerden bahsediyor. Geçilen yerlerin havasının suyunun gıdasının ve doğal güzelliklerinin nasıl da fark edildiği, tecrübe edildiği ve bugün trenle seyahatler sonrası kişisel araçlarla ve gelişen yollarla aslında insanoğlunun aslında bir yerden bir yere hızla varırken nelerden mahrum kaldığını fark bile edemediğinden söz ediyor.
Günümüz gençliğinin klavyelerin ucunda ışık hızında seyahat ettiklerini ancak hiçbir yere de varamadıklarından söz eden yazar, hayatın içinde birçok hususta aslında neleri kaçırdığımızdan farklı farklı başlıklar altında dile getiriyor.
Bazı altı çizili bahislerden bahsedecek olursak;
Büyüğün küçüğü yendiği bir dünyadan, hızlının yavaşı yuttuğu bir dünyaya doğru gidiyoruz.
Bir yere trafik girmiyor, yada araçlar bir yere daha yavaş akıyorsa, oranın sakinleri arasında sosyal bir bağ kurulma ihtimali artar.
Suçluluk hissi, ar damarı çatlamamış insanlar için nimettir. Istırap insanı için zafer, seferin ta kendisidir. Hayat yolda olmak demektir.
Kötülük iç kısıtlamaların zayıfladığı, iç frenlerin tutmadığı durum ve zamanlarda ortaya çıkar.
Sohbet ortamları, dostluk, yarenlik insanı daha mukavim, daha dirençli, kötülükleri alt etme konusunda daha iyimser kılıyor.
Yaşlıyı toplumdan kovan, dışlayan onun ve geçmişin hikayelerini de kovuyor. Modern tecrübe yaşadıklarlarımızın iç dünyamıza bir derinlik, bir bilgelik olarak yansımasını önlüyor. Bu anlamda çekirdek aile kültürü, bir evvelki nesille en yeni neslin irtibatının kopması, onlardan alınan hayat bilgisinin azalması anlamına da geliyor.
İşte bu ve benzeri güzel notları da bir kenara not ederek yavaş yavaş okumak istiyor insan doğal olarak bu eseri. Bir anlık da olsa farkındalığa vesile olan paylaşımlarda bilimsel tanımlama ve teorilere de yer verilerek insanoğlunun yaşadığı bu hız paradoksunun toplamsal temellerinin ve tarihsel seyrini de anlatmadan geçmiyor.
“Bu dünyadan bir defa geçeceksin!” diyen yazar, toplumsal huzur ve barış için yapılması gereken temel şeyin, kendi dünya görüşümüzden daha fazla şüphe etmemizin, karşımızdakinin dünya görüşüne ise daha fazla hürmet edilmesinin önemine vurgu yapılarak yalnızlaşmamak ve yabancılaşmamak için saygı ve hürmet kültürünün temele oturtulmasından bahsediyor.
Yavaş yavaş okuduğum ancak her bir satırını sindirmeye çalıştığım Kemal Sayar’ın Yavaşla isimli bu eseri bende ciddi bir farkındalık oluşturdu. Önemli olarak gördüğüm bazı kesitleri paylaşmak istiyorum ki, yavaşlayıp farkında olalım birbirimizin ve yaşadığımız bu güzel dünyanın.
“Büyüğün küçüğü yendiği bir dünyadan, hızlının yavaşı yuttuğu bir dünyaya doğru gidiyoruz.”
“Hatırlamak istemediğimizi hızlanarak unutuyoruz.”
“İnsanlar, kendi mutsuzluklarından kaçmak için daha da hızlanıyorlar.”
“Bir yere trafik girmiyor, yada araçlar bir yere daha yavaş akıyorsa, oranın sakinleri arasında sosyal bir bağ kurulma ihtimali artar.”
“Istırap insan içindir. Suçluluk hissi, ar damarı çatlamamış insanlar için nimettir.”
“Zafer, seferin ta kendisidir.”
“Ölebilenler özgürce yaşarlar.”
“Seçme şansı çok ama mutluluk az.”
“İşin dışında da uğruna uçurma uçurduğunuz ideal, uğraşı ve hedefleriniz olsun.”
“Sohbet, dostluk ve yarenlik insanı daha mukavim, daha dirençli, kötülükleri alt etme konusunda daha iyimser kılıyor.”

M. Kemal SAYAR

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunu olan Kemal Sayar, uzmanlığını Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri ana bilim dalında tamamlamıştır. Daha sonra sıra ile Vakıf Gureba Eğitim Hastanesi'nde ve Çorlu Asker Hastanesi'nde Psikiyatri Uzmanı olarak çalışmıştır. 28 Kasım 2000'de psikiyatri doçenti unvanı almıştır. 2000-2004 yılları arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Psikiyatri AD Öğretim Üyesi olmuştur. 2002 yılında McGill Üniversitesi'nde Tübitak araştırmacısı olarak ziyaretçi profesör unvanıyla bulunmuş ve transkültürel psikiyatri ve psikosomatik tıp alanında araştırmalar yapmıştır. Daha sonra Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde dört yıla yakın bir süre başhekim yardımcısı ve 13. Psikiyatri Kliniği Şefi , dört aylık bir süre de (vekil) başhekim olarak çalışmıştır. 2008 yılında profesör olarak Fatih Üniversitesi'nde öğretim üyeliğine başlamış ve üç yıl sonra Marmara Universitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri anabilim dalına geçmiştir. Halen Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı başkanıdır.

Çeşitli gazete ve dergilerde köşe yazarlığı yapmış, Açık Radyo'da ve daha sonra Star televizyonunda "Ruhun Labirentleri" isimli bir programı hazırlamış ve sunmuştur.TRT'de İnsanlık Hali adlı programı bir yıl yapmıştır. Yirminin üzerinde kitabı olan Sayar, edebiyatla da yakından ilgilenmektedir.

Empatik İnsan Kaynakları ve Danışmanlık PixelTürk Web Tasarım