ÖMER ARAS - QNB FİNANSBANK YÖNETİM KURULU BAŞKANI

ÖMER ARAS - QNB FİNANSBANK YÖNETİM KURULU BAŞKANI

Özgeçmiş: 1975 yılında İ.T.İ.A. Ekonomi Bölümü'nü bitirdi. Amerika'da Syracuse Üniversitesi'nde 1978 yılında MBA ve 1981 yılında İş İdaresi Doktorasını tamamladı. Üç yıl Ohio State Üniversitesi İşletme Bölümü'nde öğretim üyeliği yaptı. 1984-1987 yılları arasında Citibank'ta Kredi Pazarlama Müdürü ve Kredi Komitesi Üyesi ve 1987 yılı başında Yapı Kredi Bankası Menkul Kıymetler Merkezi Bölüm Başkanı olarak çalıştı. Ekim 1987'de Finansbank A.Ş’nin kuruluşunda görev alan Dr. Aras, iki yıl Genel Müdür Yardımcısı, altı yıl Genel Müdür olarak görev yaptı. 1989-2006 tarihleri arasında Fiba Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. Ayrıca 2003-2007 yılları arasında TÜSİAD Yönetim Kurulu Üyeliği yapan Dr. Aras, 2006 (Kasım) - 2010 (Nisan) yılları arasında Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, Finansbank A.Ş., Finans Leasing, Finans Invest ve Finans Portföy Grup CEO'su olarak görev yaptı. Dr. Aras, Nisan 2010 itibariyle atandığı QNB Finansbank Yönetim Kurulu Başkanlığı görevini sürdürmektedir.

“İnsanlara mümkün olduğunca fazla eğitim verilmesine ve bunun kaliteli olması gerektiğine inanıyorum.”

- Sayılar ve ekonomi piyasası, finans koca bir hazine… Siz bu tablonun dışına çıkıp kendinizi QNB Finansbank ailesinin içinde baktığınız zaman tablodaki konumunuzu nasıl görüyorsunuz?
Finans sektöründe, ağırlıklı oyuncu bankacılık sektörüdür. Finans sektörünün içinde sigorta şirketleri var, leasing şirketleri var, menkul kıymet şirketleri var, faktöring şirketleri var ve her geçen gün sayıları artan özel yatırım yapan sermaye şirketleri var. Ama işin büyük kısmı tabii ki bankacılık tarafından oluşuyor. Bankacılıkta da iki ana faaliyet alanı var. Biri bildiğimiz klasik alanda ticari bankacılık, diğeri de yatırım bankacılığı. Yatırım bankacılığı daha farklı ve daha sınırlı boyutta çalışan bir bölüm. Yatırım bankaları, ağırlıklı olarak şirketlerin fonlama ihtiyaçlarını karşılamak üzere çıkaracakları tahvil, hisse senetleri vb. ürünlerin çıkarılmasında aracılık ediyor, şirket birleşmeleri ve satın almalarını organize ediyor. Her ticari bankanın yatırım bankacılığı bölümü de var. Genelde bunlar menkul kıymetler diye biliniyor, yatırım diye biliniyor. Mesela bizim Finans Yatırım şirketimiz var. O bizim yatırım bankacılığı faaliyetimizi yürütüyor. Garanti Bankası’nda da aynı şekilde, İş Bankası’nda da aynı şekilde. Sadece yatırım bankacılığı yapan bankalar da var. Bununla birlikte Türkiye’de finans sektörünün büyük kısmı ticari bankacılıktır. O da bildiğiniz gibi mevduat toplayıp, yurtdışından-yurtiçinden kaynaklar bulup, o kaynakların hepsini Türkiye’ye getirip çeşitli kuruluşlara, kişilere, projelere kredi olarak vermek temeline dayanır. İşin özeti bu. Ticari bankacılıkta bankalar kredi kartından, havaalanı finansmanına kadar her tip finansmana girebiliyorlar. Neticede özet bir şemsiye altında toplarsak; bankacılık, nakite verilen bir kredi... Kredi kartına verilen 500 liralık veya 1000 liralık limit de bir kredi, yeni köprünün yapılması için verilen limit de bir kredi… 100 milyon dolarlık sendikasyon kredisi içerisinde verilen kredi de bir kredidir. Dolayısıyla çok geniş çaplı, bütün ekonominin kredilenmesi konusunda faaliyet gösteriyor ticari bankalar. QNB Finansbank da bu ticari bankalar arasında yerini alıyor. Tabii bizim bir özelliğimiz var. O da şu: Türkiye’nin beşinci büyük özel bankası QNB Finansbank ve diğer dört bankadan çok daha genç bir banka. 1987 senesinde kuruldu. Ben kuruluşundan beri bankanın içerisindeyim. Yani biz kurduk bankayı sıfırdan. Bizim rakiplerimiz arasında bugün bizden büyük olan ilk dört banka; İş Bankası, Akbank, Yapı Kredi ve Garanti… Bunlar 60-70 yaşındalar. Biz daha 30 yaşında olamadık. Dolayısıyla sonradan piyasaya giren bir bankayız. Fakat girdiği zaman belki Türkiye’de 50 küsur banka vardı. Daha sonra da bir çok banka kuruldu. Fakat 1994 senesinde bir kriz oldu, bir takım bankalar battı. 2001 senesinde büyük bir kriz oldu 25’i aşkın banka devre dışına çıktı. Onun dışındakiler de sistemi terk ettiler. Dolayısıyla çok büyük bir değişim sonucunda bizim bankamız belli bir başarıyı yakaladığı için bugün Türkiye’nin büyük beşinci özel bankası konumuna geldi. Biz yaratıcılığa önem veren, yeniliğe önem veren, gençlere fırsat veren bir banka olarak kendimizi konumluyoruz. Örnekleriyle bunu sizlere anlatabilirim. Ana unsurumuz yaratıcılık, gençlere imkân vermek, yöneticilere yetki ve sorumluluk vermek ve bu şekilde diğer bankalarla rekabette bulunmak.

-Bankacılık ekonominin can damarı diyebileceğimiz bir sektör ve aynı zamanda da bu sektörde zamanlama çok önemli. Siz, bu koşulları değerlendirecek olursanız yöneticiler olarak personellerinize uyguladığınız eğitimler var mıdır? Stres, motivasyonla ilgili çalışmalar yapıyor musunuz?
Eğitim bizim en önem verdiğimiz konulardan biri. QNB Finansbank’ı ayrıştıran bir konu. Çünkü dediğim gibi 1987 senesinde biz iki kişi başlayarak Hüsnü Özyeğin ile beraber kurduk bankayı. Halen Özyeğin Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti üyesiyim. Hüsnü Bey ile başladık ve 19 sene birlikte çalıştık. Sonra bankanın ana hissedarı olarak Hüsnü Bey ve holding hisselerini sattı. Yeni alan Yunanistan’ nın büyük bankası Natioanl Bank of Greece (NBG), benim bankanın başında kalmamı istedi. Dolayısıyla biz o zaman işlerimizi Hüsnü Bey ile ayırdık. Ama gönül bağımız var ve üniversitede devam ettik. Çünkü iş değil üniversite, o bir sosyal sorumluluk projesi. Dolayısıyla biz ilk günden bugüne kadar böyle bir başarıyı elde edebildikse, bunun altında temel yatan sebeplerden bir tanesi iyi eğitim ve iyi elemandır. İyi elemanı seçeceksiniz, onu iyi eğiteceksiniz. Ben 1987 senesinde bankayı kurmadan önce üniversitede hocalık yapıyordum. Dolayısıyla benim eğitime karşı bir zaafım var. İnsanlara mümkün olduğunca fazla eğitim verilmesine ve bunun kaliteli olması gerektiğine inanıyorum. Onun için eğitim bütçesini daima büyük tuttuk. Şu anda da aldığımız elemanları, yeni üniversite mezunlarını çok ciddi bir eğitim programına tabi tutuyoruz. Bunun dışında elemanların çalıştığı sürece almak zorunda olduğu bir takım eğitimler var. Bankacılıkla ilgili teknik eğitimler, pazarlama ve satışta, müşteri temaslarında kendisini destekleyecek motivasyon ve psikoloji eğitimleri vb.. Hedefimiz, müşterinin ihtiyaçlarını analiz etmek için gerekli özellikleri kazandırmak. Bu programın belli bir kısmını dışarıdan eğitmenlerle, bir kısmını da banka çalışanı arkadaşlarımızla gerçekleştiriyoruz. O da tabii önemli bir şey, çünkü bankanın kültürünü, iş yapış şeklini bize yeni katılan arkadaşlara aktarmış oluyoruz. Bu binaya yeni taşındık, burada da çok güzel bir eğitim merkezimiz var. Amacımız, hem kaliteli elemanı almak hem de iyi eğitmek. Bunu hangi bankaya sorsanız aynı şeyi söyleyecek. Hiçbir banka “ben kalitesiz eleman alıyorum, iyi eğitmiyorum” demez. Şimdi diyeceksiniz ki siz nasıl ayrışıyorsunuz? Bunun ispatı çok kolay… O büyük bankanın üst yöneticilerine bakacaksınız. Mesela genel müdür yardımcılarında, müdürlerinde kaç Finansbanklı var? Bir de bize bakacaksınız kaç tane diğer bankalardan yöneticiler var. Bizde pek bulamayacaksınız, diğer bankalarda ise çok sayıda QNB Finansbanklı bulacaksınız. QNB Finansbank genç bir banka olmasına rağmen sektöre pek çok üst düzey yönetici yetiştirmiştir. Bunun sebebi de eğitime verdiğimiz önemdir.

-Bize mezun olmadan ya da mezun olduktan sonra muhakkak şu eğitimi almanız gerekiyor dediğiniz bir eğitim var mı?
Bankacı olmak istediğiniz takdirde bankamıza katıldığınızı düşünelim. O zaman sizi istihdam ettiğimiz alanlara göre eğitime alıyoruz. Mesela “Yönetici Adayı” programımıza aldığımız kişileri belli bir eğitimden geçiriyoruz. Bankacılığın olmazsa olmazlarını öğrenmeleri gerekiyor çünkü bankacılık kendi kanunu olan bir sektör. Bugün perakendeciler Türk Ticaret Kanununa göre işlerini belirliyorlar. Ama bankaların özel bankalar kanunu var. Dolayısıyla o kanunun getirmiş olduğu kısıtlamalar var. Kim bankacı olabilir, kredi nasıl verilebilir, kredi limitleri nedir gibi bankacılığın kuralları var. Üniversite mezunu bir kişi tabii ki bunları bilmiyor. Dolayısıyla bizim ona oyunun kurallarını öğretmemiz gerekiyor. Öte yandan iyi bir finans ve muhasebe öğretmemiz gerekiyor. Onun dışında pazarlama öğretmemiz gerekiyor. Maliye analizinden tutun, data analizine kadar pek çok konuya hakim olması gerekiyor bankacının. Ben analitik düşünceye inanan bir kişiyim. Eğitimde analitik çalışmaya, kantitatif çalışmaya; datayı analiz edebilecek istatistik, matematik gibi konulara ağırlık verilmesini tavsiye ederim.

-Deneyimli mezunlarla yeni mezunlar arasında ortak noktalar nelerdir?
Deneyimli mezun derken ne kadar deneyimli olduğuna bakmak lazım. Çünkü mezun olup iş hayatına atılmış, 10 sene çalışmış kişi de deneyimli mezun. Ama hem okuyup hem de çalışan da deneyimli mezun olacak. Normal şartlarda bizim görüştüğümüz üniversite mezunlarında dört seneyi bitirenler teknik alt yapı olarak iyi bir eğitim almış olmalıdır. Deneyim de tamamen çalıştığın şirkete bağlı. QNB Finansbank’ta iki sene çalışırsan, daha kariyerinin başında o sürede çok şey öğreniyorsun. Çünkü biz çok yatırım yapıyoruz bu işe. Yeni aldığımız kişilere kurs veriyoruz, eğitimlere alıyoruz. 15 gün, bir ay eğitim programından geçiyor. Kariyerinin başında iş seçerken “ben bu şirkete ne verebilirim” yerine “şirket bana önümüzdeki senelerde ne verecek” diye bakmak lazım. Çünkü herkes daha çok maaş odaklı gidiyor. Tabii, kariyerin başında maaş çok önemli. Orada 300 liralık, 500 liralık bir fark olduğu zaman, çok önemli bir rakam gibi geliyor. Fakat aynı zamanda “şirket bana nasıl bir eğitim verecek, nasıl bir yatırım yapacak” diye sorulması, bunun da değerlendirilmesi gerekir.

-Eğitim veriyoruz dediniz ama bunu işe alımlarda mesela bir elemanın şu eğitimi alması diğerlerinden ayrıştıran bir özellik mi sizce?
Bankacılık sektörünün istediği spesifik bir eğitim yok. Bankacılık bölümleri var ama ekonomiden de mezun olabilirsiniz. Hatta tarihten bile mezun olabilirsiniz. Önemli olan belirli bir düşünce yapısını elde etmiş olmak. Aynı zamanda rakamlardan hoşlanmak. Rakamlar deyince toplama, çıkarma, bölme, çarpma… Kara kök almaya gerek yok… Ama bu dördünü iyi bileceksin, kafayı iyi çalıştıracaksın. Genel kültürü olan ve kendini geliştirebilen, toplumda iyi ilişkiler kurabilen, aynı zamanda analitik düşünme yeteneği olan kişileri tercih ediyoruz. İşletme, ekonomi ve bunları tamamlayan istatistik, mühendislik gibi bölümler bankacılıkta daha ağırlıklı olarak tercih ediliyor. Bu bölümlerden mezun olan öğrencilerin formasyonu daha uygun olabiliyor. Ama bu demek değildir ki diğer bölümlerden eleman bankalara girmiyor. Her bölümden girebilir.

-Sporcu kimliğine sahip bir aday, şirketinize başvurduğu zaman sporcu kimliği bir avantaj sağlar mı?
Normal şartlarda sporcu kimliğinin bir avantaj getirmesi lazım. Getirir de… Bankanın içinde birçok spor faaliyetleri var. Fakat burada daha önemlisi, sporcuların spor yaptıklarından dolayı kendilerine olan güvenleri, takım oyunu oynayabilmeleri vs. gibi birçok özellikleri de gelişmiş oluyor. Spor kişisel özellikleri de geliştiriyor. Bence böyle bir aday olumlu olarak değerlendirilir.

“Analitik konularda kendini geliştirmiş öğrenciler bizim açımızdan tercih ediliyor.”

-Personel alımında aradığınız başka bir kriter var mı? Öyle bir özellik olmalı ki diğer adaylardan ayrılsın dediğiniz bir özellik var mı?
Dil çok önemli. Bizim bankaya aldığımız kişilere bakarsak, genel ağırlıklı olarak belli bölümler ve belli üniversiteler ön planda oluyor. Örneğin, ODTÜ İşletmeden mezun olmuş bir kişinin şansı daha yüksek. Fakat kişilik özelliklerinin gelişmiş olması ve dediğim gibi analitik konularda kendini geliştirmiş öğrenciler bizim açımızdan tercih ediliyor. Girilen sınavlarda da bu tip şeylerin ön plana çıktığını düşünüyorum.

-QNB Finansbank’ın kendine özgü performans ölçme sistemi var mı?
QNB Finansbank’ın kendine özgü bir performans ölçme sistemi var. Bizim bankamızdaki ölçümleme sistemleri de kendi içerisinde çok analitik. Herkesin hedefi belli, ondan beklenenler belli, iş tanımı belli. Performans sistemiyle süreçler ölçümleniyor ve gayet de transparan bir şekilde ortaya çıkıyor. Çalışan kendisi de bunu görebiliyor. Tabii bir üst kademedeki yöneticilerin vermiş olduğu görüşler de önemli. Ayrıca kişinin kariyeri boyunca bulunduğu noktaya göre performans sisteminin değerlendirilmesi de önem taşıyor. Mesela üst düzey bir görevli için “360 derece” dediğimiz bir sistem uygulanıyor. 360 derece sisteminde hem üstündekine hem altındakine hem de yanındakine soruyorsun “Ahmet nasıldır?” diye. Çünkü bazı kişilerin üstüyle arası iyi oluyor, alttakilerin canına okuyor veya ekibiyle çok iyi, diğer departmanlarla iyi çalışmıyor. Çünkü “bizim departmanımız en başarılı olsun” deyip diğer departmanların işlerini yokuşa sürebiliyor yani takım oyunu oynayamıyor. Bu 360 derece değerlendirme tekniğiyle, her seviyede ve her eksende geri bildirimler alıp kişinin performansını ölçümlemeye çalışıyoruz.
Şubelerde ise şubenin niteliğine göre hedefler oluşturuluyor. Müşteri sayısını artırmak, mevzuatını artırmak, kredilerini artırmak, belli bir düzeye getirmek vb. Bu hedeflere göre performanslarını ölçümlüyoruz. İkramiyeler, terfiler gibi uygulamaları çıkan performans sonuçlarına göre kararlaştırıyoruz. Terfiler de sadece kişinin kararına göre yapılmıyor. Herhangi şubedeki bir eleman terfi edilmeye adaysa yöneticisi onu “terfi havuzu” denilen bir havuza aday gösteriyor. O terfi havuzuna giren kişiler, kendi yöneticisi değil başka kişiler tarafından değerlendiriliyor. Performans sistemindeki en önemli şey adalet. Adil bir değerlendirme sistemini işler kılmaya gayret ediyoruz. Mümkün olduğunca kişisel değerlendirmeden sistematik bir değerlendirmeye geçmeye çalışıyoruz. Personele daima memnuniyet anketleri yapılıyor. Gelen sonuçlara göre daha iyi hale getirmeye çalışıyoruz. Performans değerlendirilmesi son derece önemli. İyi insanları işe almak çok önemli. Örneğin Hazine bölümünde elemanlar ekran başında para piyasaları, sermaye piyasalarıyla işlemler yapıyor. Büyük bir konsantrasyonla, dikkatli bir şekilde çalışıyorlar. Şimdi buradaki yetkinlikle bazı elemanlar gidiyor, şubede müşteri peşinde koşuyor, bankaya müşteri kazandırmaya çalışıyor. Bu ikisi apayrı özellikler.. Dolayısıyla doğru özellikli kişiyi bulup doğru yerde çalıştırıp ona doğru hedefleri verip sonra da onu adil bir şekilde değerlendirip ödüllendirmek lazım. Bunu iyi yaptığımızı düşünüyoruz.

-Yönetici veya üst düzey bir alım yapılacağı zaman daha çok kendi bünyenizden mi alım yapıyorsunuz terfieler yöntemiyle ya da dışardan mı alım yapıyorsunuz?
Biz genelde yüzde 90-95 oranında kendi bünyemizdeki elemanları terfi ettiriyoruz. Çünkü biz eleman yetiştirmeye çok önem veren bir bankayız ve o fırsatı da vermeyi tercih ediyoruz. Banka dışından üst düzey yönetici almak, bizim kültürümüze aykırı bir olay. Bu nedenle mecbur kalmadıkça yapmadık. Bu 28 senelik tarihte çok azdır. Oysa 60-70 yıllık tarihi olan bankalar yöneticilerini bizden almayı tercih etti. Bu bir kültür meselesidir. Siz kendi yetiştirdiğiniz elemana o fırsatı verdiğiniz zaman, bir kere motivasyon seviyesi çok yüksek oluyor. Kendi elemanımızı yetiştirip onu yükseltmek, bu bankanın en büyük özelliklerinden bir tanesi oldu. Bankacılık sektöründe çok rekabet var, bu yüzden eleman bağlılığı öne çıkıyor. Ancak biz de eleman kaybediyoruz. Hiç eleman kaybetmeyen şirket de iyi değildir. Çünkü iyi eleman yetiştirirseniz bir noktada elemanlar gidebilir. Ama kimse benim elemanlarıma talip değilse, bu demektir ki ben iyi değilim. Mesela Londra’da bir ara Türkiye’den çok eleman alımı oluyordu. Londra’daki bankalar en çok bizden eleman alıyorlardı. Üzülüyorduk ama bir yandan da seviniyorduk. Buradaki ana mesaj; mülakata girecek arkadaşların kariyerlerine başlarken onlara yatırım yapacak olan şirketi seçmeleridir. Hangi konu olursa olsun “ben buraya girerken sadece para almayacağım, iyi bir kariyer iyi bir eğitim alacağım, iyi bir donanım sahibi olacağım” demeli. QNB Finansbank’ta çalışan bir bankacı 2-3 yıl sonra ayrıldığında CV’sinde QNB Finansbank’ı gören diğer bankalar “bu eleman iyidir, bu banka bunu aldığına göre bu çocukta iş vardır” diyor.

-Ekonomik sıkıntılar ve krizler nedeniyle birçok yabancı bankalar şubelerini kapatıyorlardı. O zaman siz elamana verdiğiniz değerle yatırımlarla farklı bir politika izliyorsunuz…
Türkiye’ye, 2004 ve 2006 seneleri arasında birçok yabancı banka geldi. Bugün sizlerin yabancı olarak bildiği bankaların bir kısmı eskiden Türk bankasıydı. QNB Finansbank da bu sürece 2006’da dahil oldu. Türkiye 2006 yılında güzel bir hikayesi olan bir ülkeydi. Yüksek büyüme hızı vardı. Avrupa Birliği’ne entegrasyon hızlanmıştı, genç nüfus ve kişi başı gelir artıyordu. Bireysel bankacılıkta, KOBİ bankacılığında çok işin yapılacağı bir dönemdi ve pek çok yabancı yatırımcı Türkiye’ye geldi.
Son dönemde bankaların karlılıklarında ciddi bir düşüş var. Bunun sebebi de sektöre yönelik regülasyonlardır. Bu durumda çoğu banka küçülebiliyor veya kapanabiliyor. Fakat biz böyle bir durumla karşılaşmadık. Çünkü bankamız bulunduğu ortamın fırsatlarını iyi değerlendirmesini sürdürdü. Dolayısıyla biz hiçbir dönemde küçülme yaşamadık. 2001 krizi hariç, o dönemde bütün bankalar küçüldü. 2008’de de bir yavaşlama geçirdik. O dönemde biraz küçülmek zorunda kaldık ama daha sonra çok daha fazla kişi istihdam etme şansımız oldu.

-Son zamanlarda ekonomik sıkıntılar mevcut, bu süreç içerisinde esnafa verdiğiniz bazı kredileri geri çekme gibi bir atılımda bulundunuz mu?
Bankalar verdiği krediyi vadesinden önce hiçbir zaman geri çekmez. Ancak şöyle: Bazı firmalar krediyi alıp anaparanın ödemesini uzatıyor. Diyelim ki dört senedir her seferinde uzatarak gelmiş. Fakat mali durumu iyiye gitmiyorsa banka diyor ki “sen artık bu krediyi kapat, bu işi yapamıyorsun”. Bu kez esnaf “banka krediyi geri çağırdı” diye yorumluyor. Vadesinden önce kredinin ödenmesini isteyen banka çok azdır. Bankalar bazen işin gidişatını veya sektörle ilgili gelişmeleri iyi görmedikleri takdirde kredilerini küçültme arzusuna girebilirler.

-Öğrenilmesi gereken olmazsa olmaz dediğiniz bir dil var mı?
İngilizceyi çok iyi bilmek diğerlerini ufak ufak bilmekten daha iyi. Ama şu an Rusça öğrenmek iyi diyorlar.

-Yürüttüğünüz sosyal sorumluluk projeniz nelerdir?
Biz iki senedir çocukların eğitimine odaklanan projeler sürdürüyoruz. Okuttuğumuz öğrenciler var. Bir matematik müzemiz var. Kodlama eğitimi veren bir projeyi sürdürüyoruz. Aynı zamanda Sezen Aksu’nun şarkı sözlerini yazdığı “Sezuş’un Hikâyeleri” adlı çocuk oyununa sponsor olduk.

Empatik İnsan Kaynakları ve Danışmanlık PixelTürk Web Tasarım