EMİN HİTAY - HİTAY HOLDİNG YÖNETİM KURULU BAŞKANI

EMİN HİTAY - HİTAY HOLDİNG  YÖNETİM KURULU BAŞKANI

Özgeçmiş: İş adamı Emin Hitay, iş hayatına Ege Üniversitesi’nde öğrenciyken atıldı. Devlet memurluğu ve özel sektör deneyiminin ardından henüz 22 yaşındayken girişimci olmaya karar vererek ilk şirketini kurdu. Yatırım sermayesi alanında ülkenin önde gelen girişimcilerinden biri olan Emin Hitay, 1988 yılında Exim A.Ş.'nin kuruluşuyla bilişim sektöründeki yatırımlarına başladı. 30 yılda 30’un üzerinde şirket kuran Hitay'ın halihazırda girişimci ruhunu yansıtan bilgi teknolojileri, ödeme sistemleri, online araştırma, güvenlik teknolojileri ve online şans oyunları alanlarında yatırımları bulunuyor.

“Cesaretli olun ve risk alın!”

- 1988 yılında girişimcilik serüveninizin önemli kilometre taşlarından biri olan Exim’in temellerini atarak, Türkiye’ye barkod sistemini getirdiniz. Bugün iş hayatına atılacak gençlere bu tarz yenilikçi adımları atmaları için neler söyleyebilirsiniz.
İlk girişimim aslında 1988 yılında değil, daha önce 1980 yılında başladı. Barkod sisteminden önce 8 yıllık bir tekstil sektörü deneyimim var. O deneyimle, sıfırdan başlayarak bir iş nasıl kurulur, nerelere gelinir öğrenme şansı buldum. Ondan önce de 3 yıllık bir sistem operatörlüğü tecrübem var. Bu dönemde bilgisayar programlama dillerini de öğrendim. Ondan sonra ise 1 sene özel sektörde bilgisayar programcısı olarak deneyimim oldu. Silkar Holding’de bir sene çalıştım ve sonra istifa ettim. “Kendi işimi yapmak istiyorum” dedim. 1980 yılında, 22 yaşındayken ilk şirketimi kurdum. Sermaye yok, aileden kalan bir maddi güç de yok... “Nasıl başladınız?” diyeceksiniz. O sizin kendinize güveninizle oluyor, cesaretli olmanız lazım. Paranız yok, kaybedecek bir şeyiniz de yok. Olmazsa, dönüp ücretli bir işe dönebilirsiniz. Ama bu cesareti göstermek önemli, ben de o cesareti gösterdim. Genç arkadaşlarıma, cesaretli olmalarını ve risk almaları gerektiğini söyleyebilirim. Risk alacaksınız bir şeyleri başarmayı göze almalısınız. Risk almadan hiç bir şey olmuyor. Bir de hayal kurmak lazım. Siz, hayalleriniz kadar varsınız. Hayal etmezseniz hiçbir şeye ulaşamazsınız. Ben eskiden beri büyük hayallerimi cep telefonuma yazarım. Her sabah saat 06:00’da güne yazılmış bir hedefim ile başlarım. Ama bu çok büyük bir şeydir. Arabam olsun, evim olsun gibi değil. Siz onu her gün görürseniz, içten istiyorsanız gerçekten enerjiniz varsa sizi o hedefe ulaşmak için beyniniz uykuda bile çalışır ama o hedefe er ya da geç ulaşırsınız. Mutlaka hedefleriniz olsun. Hedefiniz olursa ölümünüz bile uzun olur.

Stresi bir çeşit motivasyona dönüştürmek lazım. İnsanlarda çok stresli anlarda problem çıkmaz ama stresiniz geçer bir bakarsınız her yeriniz ağrımaya başlar, hastalanırsınız falan. Düşünün çok büyük stres anlarında hastalanmazsınız bile. Stres hastalığın tetikçisi ama aynı zamanda koruyucusu da. Japonlar balığı çok seviyor, biliyorsunuz. Balık avlıyorlar ve balık azalıyor. 1 haftalık 10 günlük uzaklıktan avlamaya başlıyorlar balığı en sonunda. Geminin içindeki havuzlarda gelen bu balıklar yakınlarda avladıkları balıklar kadar lezzetli değil. En sonunda o havuzların içine küçük köpekbalıkları atıyorlar, o küçük köpek balıkları diğer balıkları kovalıyor arada birini ikisini yiyor. Bu şu anlama geliyor, stres aynı zamanda balığında lezzetini kıvamında tutuyor. Balık gelirken o havuzda karanlıkta korkuyor ölüm korkusu ile hareketsiz yaşıyor ama ona korkacak bir şey verirseniz ölüm korkusunu bile unutuyor. Bu sayede de diri kalıyor.

- “Hedef, başarımızı etkileyen ana faktördür” diyebilir miyiz?
Kesinlikle... Bir hedefiniz olsun. Bu olmadan olmaz. Büyük ve küçük hedefleriniz olsun. Büyük hedeflerinizi de küçük parçalara ayırın. Ben buna “fili parçalayarak yemek” diyorum. Büyük hedefinizi oluşturan, o küçük parçaları başardıkça motive olursunuz. Bu sayede de ayrıca mutlu olursunuz. 500 kiloluk bir şey getirsek buraya kimse kaldıramaz değil mi? Ama onu 10’ar kiloluk parçalara bölersek herkes taşıyabilir.

-Sıfırdan, sermayesiz bir şekilde işe başladınız bu heyecan ve cesarete bakınca bugünün gençlerine söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?
Biliyorum, dışarıdan bakınca “Adam holding sahibi, bir sürü de parası var” gibi görünüyor. Ama her şey dışarıdan göründüğü gibi değil. O yolda ilerlerken inanılmaz zorluklarla karşılaşıyorsunuz. Benim moralimin çok bozuk olduğu, uykularımın kaçtığı, günlerce işe uykusuz geldiğim zamanlar oldu. Önemli olan kaç kere düştüğünüz değil, yola devam edip etmediğiniz... Yola devam ederseniz işi başarıyorsunuz. Elbette, olmayacak duaya da âmin demeyin. Olmayacak şeyi bırakacaksınız ama ufak şeylere de yenilmeyin.

-Girişimlerinizi hayata geçirirken sizi harekete geçiren güç nedir?
Enerji, istek, hırs sizin içinizde varsa olur. O sizin içinizde kodlanmıştır. İş hayatında bir şeyler yaptın mı? Yapacak mısın? O insanın gençliğinde ortaya çıkar. Tabii ki başarı insanı motive ediyor. Herkes ister başarılı olmayı ama demek ki ben biraz daha fazla istiyormuşum. Beni motive eden de başarı oldu. Başarı da yeni hedefler koymam için motivasyonumu besledi. En baştan bu noktaya geleceğimi biliyor muydum, aklıma gelir miydi? Doğrusu hayır. O kadar büyük hayallerim yoktu. Ama hep boyumdan büyüğünü düşündüm. Cebimde 10 lira varken, hep 20 lira olsun istemedim, 2000 lira olsun istedim.

-Siz hedefinize ulaştınız mı?
Yok. Hedefinize ulaştığınız zaman, “olursunuz”. Hedefinize ulaşmamanız lazım, hedefe ulaştıkça yeni hedefler belirlemeniz lazım. Mesela emeklilik, emeklilik benim için ölümle eş değer. Çünkü emekli olunca yapacağınız bir şey kalmıyor, bana göre değil. Sorunuza dönersek, hayır. Hedefime ulaşmadım. Büyük hedefleriniz varsa, hiç bir zaman ulaşamıyorsunuz. Biz de üzerimize toprak atıldığı zaman, “bunu yapacaktık, şunu yapacaktık” diyeceğiz herhalde.

-Dünya piyasasını incelediğimiz zaman, markalaşmak en önemli unsurlardan bir tanesi... Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz ve fikirlerini eyleme geçiren gençler için markalaşmadaki en önemli kriter sizce nedir?
Tabii, markalaşma son tüketiciye hitap eden ürünleri olan firmalar için geçerli. Bizim son tüketiciye hitap eden bir ürünümüz yok. Bizim şirketlerimizin bir ürünü yok. Dolayısıyla markalaşma anlamında benim böyle bir çabam olmadı. Zaten, markalaşmak da çok uzun bir süreç, hele hele dünya çapında bir marka diyorsanız bu çok uzun ve meşakkatli bir süreç. Türkiye’den dünya çapında bir markanın çıkması için ciddi yatırım yapılması lazım. Türkiye’den dünya çapında marka THY çıktı. THY bizim gururumuz, Dünyanın her yerine uçuyor, markalaşma sürecini başarıyla yürütüyor. Onun dışında LCW, Koton gibi markalarda da markalaşma potansiyeli görüyorum.
Marka olabilmek için büyük ölçekli işler yapmanız lazım. Büyük işler yapmak için de, oyuncusu olduğunuz pazarın büyüklüğü önemli. Türkiye’de büyümeniz lazım ki, bir güce erişesiniz ve dünyaya yayılasınız. Türkiye pazarı tabii ki giderek büyüyor. Öyle bir şansınız var. 80’lı yıllarda, bizim ekonomimiz çok küçüktü ancak gittikçe ekonomimizd e büyüyor. Özal zamanında hedef koymuşlar, bu sene 3,5 milyar dolar hedefimiz var diye. Şu anda 150 milyar doları konuşuyoruz. Türkiye ekonomisi 2000’lerden beri çok büyümeye başladı. Özal’ın yaptığı reformlar Türkiye’nin bugünlere gelmesinde en önemli etkendir. Dünyayla entegre olduk.

“Sahada top çeviren olmayın, gol atın.”

-Şu anki öğrencilerin ve girişimci adaylarının en büyük korkusu başarısızlık, sizce başarısızlıktan bir başarı çıkarabilir miyiz?
Başarısızlıktan başarı yaratılmaz, bu bir... Geçtiğimiz yıllarda Özyeğin Üniversitesi'nde bir başarısızlık konferansı yapıldı. Ben de konuşmacıydım. Orada “Her girişimci başarısızlığı bir gün tadacaktır” dedim. Zincirlikuyu Mezarlığı’na gönderme yaparak...

Gazeteler hep başarı haberlerini yazarlar ama her başarı hikayesinin arkasında onlarca başarısızlık vardır. Önemli olan düştükten sonra kalkıp kalkmadığınızdır. Hatadan ders çıkarmasını bilmeli. Tabi defalarca aynı hatayı yapmamak lazım. Aynı hatayı ikinci kez yapınca o hata olmuyor, karar oluyor artık. Başarısızlıktan korkmamak lazım. Evdeki hesap çarşıya hiçbir zaman uymaz, yüzde doksan olumsuz anlamda uymaz.
Elbette bazen olumlu anlamda da uymadığı olur. Mesela, Turkcell’in piyasaya çıkışı bir örnektir. Bir buçuk ayda yıllık bütçe hedefine ulaştılar. Çünkü cep telefonu açlığı vardı. Ama bu başarı konjonktürel bir başarı, işin kendisi ise bir başarı öyküsü. Bizim İddaa’da da öyle oldu. İddaa’yı biz kurduk. İlk sene Spor Toto’yu aldık. Onu devam ettirirken baktık mümkün değil. Yunanlı ortaklarımız İddaa oyununu önerdiler aynı oyunu Spor Toto’ya sunduk. Yeni ihale ile İddaa’yı aldık. 2004 yılında İddaa’ya başladık, 164 milyon dolar ciro yaptık. Sonraki sene 400 milyon dolar yaparız, dedik, 985 milyon dolar ciro yaptık. Şu anda 3,5 milyar dolar’a yakın başarısı var.

-Kimler girişimci olabilir kimler uzak durmalı?
Herkes girişimci olabilir, fakat girişimciler risk alabiliyor olmalı. Girişimci olduğunuz zaman o sizin çocuğunuz olmalı. Şirket sizin çocuğunuz gibi olur, huzurunuzdan feragat etmek zorunda kalırsınız. Bir girişimci uyku dışında daima çalışıyordur. Mesela şirkette maillere en çabuk cevap verenlerden biri benimdir.
Fırsatları görebilmek de önemli. Dünya, fırsatlar cennetidir ve bu fırsatlar hepinizin önünden akıp geçer. Bu fırsatları elinizi uzatıp alıyor musunuz, almıyor musunuz? Önemli olan bu.
Tabi bir de tercih meselesi... Ücretli olarak bir yerde çalışırsanız tabi daha huzurlu bir hayatınız olur. Girişimci olup maaşlı çalışıp kazanabileceğinizden daha az da kazanabilirsiniz. Maaşıyla milyar dolar sahibi olan yok bu dünyada, iş adamları milyar dolar sahibi oluyor.

-Günümüzde firmalar deneyime çok önem veriyorlar sizde de durum böyle mi?
Bizim firmalarımızda sıfırdan başlamış birçok arkadaşımız var. Zaten hepsinin deneyimli olması da mümkün değil. Diplomanızla ilk işe girin, ikinci işte de kullanın daha sonra diplomanızı yırtıp atın, bunu mecazı anlamda söylüyorum. Önemli olan bir yere girip sebat edip çalışmak ve başarıyı elde etmek. Girdiğiniz işte kendinizi gösterin sizi o firmada da yükseltirler, dışarıdan da iş teklifleri gelir. Parlayan bir yıldız, herkesin dikkatini çeker. Sahada top çeviren olmayın, gol atın!

-Hayata atılmanın son basamaklarında iş dünyasına nasıl hazırlanmalıyız?
Hangi sektörde yer alacağınıza karar verip, o sektörde staj yaparak başlayabilirsiniz. Mesela ilaç firmasında çalışacağım diyorsanız, yazları o sektörde staj yaparak kendinizi geliştirin. Rüzgâra kapılmayın, rüzgârı siz yönetin, rüzgârdan elektrik üretin. Kendiniz yönlendirici olun, sizi yönlendirmesinler. Tabi hayatı bazen akışına da bırakmak lazım ama bunu sürekli yapmayın.

-Öğrencilerimizin eğitimlerinde olmazsa olmaz dediğiniz bir şey var mıdır?
Hayatın içinden insanlarla beraber olun. Akademik eğitim çok mühim ama işin pratiğine de hakim olun. Ben gol atan adam ararım. Süslü püslü raporlarla işim yok, isterse eliyle çizsin, ama gol atsın. Yapılan işte benim için önemli olan golün atılmasıdır.

-Koleksiyonerliğinizden bahsedelim mi biraz da?
Koleksiyonerlik 30 yılı geride bıraktığım bir hobim. Sanat galerilerini, sanat fuarlarını gezmek benim için büyük bir zevk. Para kazanmak gibi bir amacım hiç olmadı. Beğendiğim, baktığımda bana iyi bir his veren parçaları evimde ve işyerimde tutuyorum. Özellikle çağdaş sanat anlayışıyla hayata geçirilmiş işleri seviyorum.

-Siz bugün üniversiteye başlıyor olsaydınız, nasıl bir yol haritanız olurdu?
Benim hedefim Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümüne girmekti ama 26’ncı sıradaki tercihim olan Ege Üniversitesi’ni tutturdum. Peşinden babam vefat etti, çalışmak ve okumak zorunda kaldım. Dünya çok değişti, bugün nasıl bir tercihim olurdu bilemiyorum.

-Girişimcilik alanında eski Türkiye mi, yoksa yeni Türkiye mi daha ileride?
Girişimcilik ekosisteminin gelişmesi için ekonomik büyüklük lazım. Bu anlamda günümüzde gençler, geçmişe kıyasla çok daha şanslı.

-Fırsatları görebilmemiz için bize yapabileceğiniz bir öneriniz var mıdır?
Antenleri açık tutun ve nedenini sorun. Günümüzde öğrenmek o kadar kolay ki... Öğrenmek için bütün imkânları kullanıyor olmanız, meraklı olmanız lazım. Meraklı olursanız o fırsatları görürsünüz zaten.

Empatik İnsan Kaynakları ve Danışmanlık PixelTürk Web Tasarım